Invalid Opcode "Paranoia is the belief in a hidden order behind the visible" — The Pi Moive

14Jun/090

Müsbet Adam ve Menfi Adam

Değerli okurlarım artık başkalarının yazıları gereğinden fazla yayınladığımı düşünebilirler, ancak benim söyleceklerimi benden öncekiler muhtemelen benim ifade edebileceğimden çok daha net anlatmışlar. Sizleri Nurullah Ataç'ın şu yazısı ile baş başa bırakıyorum. (Ayrıca özellike "imla manyak"'larıda imlaya uymayan bir başka yazar görmüş olurlar(not bende yazarken bazı hataları eklemiş olabilirim affola)

Bir zamanlar müsbet adam, menfi adam derlerdi; şimdi unutular o sözleri, yerine yapıcı, yıkıcı çıktı. Müsbet adam, yapıcı adam her emeğin değerini bilen, bunun için de ortaya konan her şeye hoşgörürlükle bakan adamdır. Ama ne olursa olsun; mademki bir şiir, bir roman yazılmış, bir iş görüşmüş, onu beğenir, sevinçle gülümser, yahut beğenmez, gülümser gibi görünür, böylelikle de edebiyatın, düşüncenin ilerlemesine yardım ettiğine inanır. Ortaya konanda kusur ararsanız, kusur bulursanız, o zaman menfi adamsınız, yıkıcı adamsınız...

Ben size bir şey söyleyeyim mi ? Müsbet adam olmak, yapıcı adam olmak gerçekten bir şey kurulmasına, şöyle çabucak  geçmiyecek, zamana dayanacak bir şey kurulmasına çalışmaksa, asıl müsbet adam, asıl yapıcı adam onların menfi adam, yıkıcı adam dedikleridir. Edebiyat alanı, düşünce alanı, belki her alanadan çok, gerçek inanma ister.

İnanan için şunun bunun emeği yoktur, şunun bunun hatırı yoktur, doğruluğuna inandığı, doğruluğunu tâ içinden duyduğu, öyle şakaya, yalana gelmiyen hakikatler vardır. Okuduğu kitapta inandığı güzelliği bulamıyorsa, o kitabın gereçkten beğenilmeye, şöyle kendimizi ortaya atarak, tehlikeye atarak, kellemizi ortaya koyarak beğenilmeye lâyık olduğunu sanmıyorsa, söyler onun değersiz olduğunu, söyler onun kusurlarını. Susmaz, susamaz: inancı komaz ki sussun. Susması beğenmediğini göstermeye yetiyorsa, o zaman susar.

Her çirkin eserin, her kusurlu, yanlış eserin, hele herhangi bir kaygı ile övülür, örnek diye gösterilirse, kendisinin inandığı güzelliğe, kendisinin inandığı doğruya bir kötülüğü olacağını, onların kurulmasını geciktireceğini bilir. Bile bile de nasıl alkışlar ? Çirkinlikler üst üste yığılır, karşısına geçip pöhpöhliyecekler bulunursa, onlardan bir güzellik çıkacağına inansın mı diyorsunuz ? Onun istediği, bir şeyi güzel saymak, bununla kendini avutmak değildir ki... İnandığı şeyler vardır diyorum size, onlara uymıyana düşman kesilir.

İki türlüdür asıl yapıcı, biri yapar, temelleri de atar, üstüne yapıyı da çıkar. Ötekinin temel atmak, yapı çıkmak elinden gelmez ama atılan temel, çıkılan yapı sağlam mı, çürük mü, onu anlar. Çürüktür diyorsa, elinden geldiği kadar onları yıkmaya, toprağı temizlemeğe çalışır. Büyük küçük, gerçekten bir saray yapılmasını istediği yere yamrı yumru bir kulübe dikilmesine neden razı olsun ? O kulübe yarın nasıl olsa yıkılacak, kendiliğinden çökecek değil mi ? Bari bir gün önce süpürülsün de orada bir şey var diye kimseyi aldatmasın.

Yıkıcılara, yıkıcı dedikleri adamlara neden bu kadar sinirleniyorlar ? Sağlamı yıkmak kimin haddi ? Güzel bir eseri istediğiniz kadar kötüleyin, tanınmasın, kimseler görmesin diye üstüne örtüler örtün, toz toprak yığın, günü gelir, gene bütün güzelliğiyle görünüverir.

Comments (0) Trackbacks (0)

No comments yet.


Leave a comment


No trackbacks yet.