Invalid Opcode "Paranoia is the belief in a hidden order behind the visible" — The Pi Moive

30Jun/09Off

Sanat adına tecavüz etmek

On yıllarımın geçtiği fakat ne yazık ki uzun zamandır uğramadığım bir semte gittim. Bir grup estetikten yoksun kendine "sanatçı" diyen topluluk, güzel bir parkın ortasına "Kahramanları unutmayalım" diye 10-15 tane bronz heykel dikmiş. Dikmeklede kalmamış olabilecek en kötü ve en çirkinlik yaratabilecek yerleri seçmiş. Mükemmel güzellik ve matematik doğanın kendisidir, sizlerin hisselerinizi yada duygularınızın estetikten yoksun ifadesi bir tek çimen filizinin muhteşemliğinin yanında önemsenmeyecek kadar azdır. "Kahramanları unutmama"'ya gelince insanlar heykelleriyle değil eserleriyle hatırlanırlar eğer bıraktıkları birşey yoksa binlerce heykel dahi kuş tünekleri olmanın ötesine geçemezler.

Filed under: Hat Paraziti Comments Off
27Jun/09Off

Mustafa

Bugün Mustafa filmini izlemeye çalıştım, çalıştım diyorum çünki Can Dündar'ın o titrek sesine dayamadım ve x100 hızında bir göz atmayla yetindim.

Zeki insanlar fikirlerden, orta insanlar olaylardan, aptal insanlar kişilerden konuşurlarmış. Karl Marx'ın okuduğu okulların, Oscar Wilde'in oğlancı olmasının yada Socrates'in erkek aşıklarının herhangi bir dönemde herhangi önemi / etkisi olmuşmudur ? Fakat onların fikirlerinden bazen yüzler bazen milyonlar etkilenmiş, dünyayı değiştirmiş, insan oğlunun bakış açısını çevirmişlerdir.

Filmde bol bol geyik mevucdu ancak FİKİRLER'den yoksundu. Tabii filme kızmamak lazım "Benim naciz bedenim elbet bir gün toprak olacaktır" diyen birini mumyalayan, "Beni görmek demek yüzümü görmek demek değildir" diyen birinin her yere portresini asan bizleriz :) (thx ssg)

İlkokullarda çocukların kafalarına vuruyorlarki tuşlara basacak kadar zeki ama ASLA otoriteyi sorgulayamayacak kadar aptal olsunlar. Neden bu kadar fanatikçe Atatürkçüler, Kemalistler var ? Merak etmiyormusunuz ? Çünkü fikirlerden korkuyorlar. Ya insanlar Devrimcilik, Cumhuriyetçilik, Halkçılık gibi fikirleri öğrenirse, ya otoriteyi sorgularlar ve halkı cehalet içinde bırakan bu yapıyı değiştirmek isterlerse ? Atatürkçülerin korkutukları şey Atatürk ilkeleri.

Endişe etmeyin değerli okurlarım bu ülkenin "gerçek sahipleri" asla böyle şeylere izin vermeyeceklerdir. Atatürkçülükte "Halkı Ezmek" olarak kalmaya devam edecek, Atatürk resmini kazayla yırtanlara gene 10 yıl hapis vermeye devam edeceğiz. Şüpesiz ki "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir fendir, ilim ve fenden baska yol gösterici aramak gaflettir, dalalettir, cehalettir" gibi sözlerde "manası anlaşılamayan bir hat sanatı" olarak kalmaya devam edecektir.

Filed under: Hat Paraziti Comments Off
23Jun/092

Pardus Haberleri

Almanya, Fransa ve Hollanda'da yapılan referandumlarda milyonlarca kişi sokaklara dökülüp "Pardus hanggan at kailanman" sloganları atmışlar böylece Pardus artık gelişmiş ülkelerden de destek almıştır.

Alan Cox yaptığı açıklamada Intel'den ayrılıp Tübitak bünyesindeki Pardus takımına katılacağını ifade etmiş. "Pardus'un maskotunun zekası ve zerafeti karşında nasıl aptal bir pengueni destekleriz, uçamıyooo bile" demiştir.

Nvidia Linux sürücü deskteğini kesmiş, sadece ve sadece Pardus sürücüleri çıkartacağını ilan etmiştir.

Redhat kepenkleri kapatmış, Debian'ının kurucusu Ian Murdock: "Sonunda Pardus'un kutsal tüyleriyle karanlık çağlardan kurtulduk" demiştir. Debian'nın artık gereksiz olduğunuda sözlerine eklemiştir.

Richard Stallman, "GNU is no more, GNU is Pardus" demiş ve Pardus'u Özgür Yazılım Hareket'inin tek yazılımı ilan etmiştir.

Intel, AMD ve Motorola yayınladıkları ortak bildirgede 2010 itibariyle çıkaracakları tüm işlemcilerin Linux ile uyumsuz olacağını ve sadece Pardus'la uyumlu olacaklarını ifade etmişlerdir.

Filed under: Hat Paraziti 2 Comments
15Jun/093

Open Source Efsaneleri

Yaklaşık olarak her linux kuran "punk" open source ve gnu hakkında bişiler yazıyor hatta bazıları "Ntv Bilim" gibi dergilerde de yayınlanıyor. Her nasılsa her seferinde bu "punk"'lardan biri lafı şu noktalara getiriyor ki açıklamadan duramayacağım.

  1. "Kapalı kaynak (closed source) yazılımların nerelere neler gönderdiğini, neler yaptığını bilemezsiniz ve bu sebepten güvenemezsiniz."
    Her şeyden önce neler yaptıklarını adım adım bilebiliriz. Windows'da (bkz : RPC zafiyeti) veya Internet Explorer'da bir zafiyet olduğunu ve tam noktasını nasıl biliyoruz sanıyorsunuz ? Leylekler mi getiriyor ? Dahası onun nasıl suistimal edildiğini düşünüyorsunuz ? "Kara büyü" ile mi ?
  2. "Kapalı kaynak yazılımlar başkaları tarafından geliştirilemezler"
    Evet sizin 10k satırlık "stok defteri" uygulamanız açık kaynak olsa dahi muhtemelen kimse tarafından geliştirilmeyecektir. AMA kapalı kaynak yazılımlar başka programcılar tarafından geliştirilebilir. Geçmiştede örnekleri mevcudtur (Tabii yasal değildir vb...) Örneğin win9x sistemlerde " o olmadan program yazmanın imkansız" olduğu bir debugger vardı ve kodlara sahip olmayan programcılar bu yazılıma yeni komutlar ve özellikler eklediler. Çünkü onu baştan yazmak ona özellikler eklemekten çok daha zordu. (bkz: IceDump) (Hatta işi biraz abartıp ilk kernel mode mp3 player'ide yaptılar :D )

Son olarak en azından bişiler yazacaksanız en azından konuya biraz aşikar olun. Yüzlerce şehir efsanesini çoğaltmayın. (Özellikle "NTV Bilim"'in daha seçici olmasını bekliyorum !!!)

Filed under: Hat Paraziti 3 Comments
14Jun/090

Müsbet Adam ve Menfi Adam

Değerli okurlarım artık başkalarının yazıları gereğinden fazla yayınladığımı düşünebilirler, ancak benim söyleceklerimi benden öncekiler muhtemelen benim ifade edebileceğimden çok daha net anlatmışlar. Sizleri Nurullah Ataç'ın şu yazısı ile baş başa bırakıyorum. (Ayrıca özellike "imla manyak"'larıda imlaya uymayan bir başka yazar görmüş olurlar(not bende yazarken bazı hataları eklemiş olabilirim affola)

Bir zamanlar müsbet adam, menfi adam derlerdi; şimdi unutular o sözleri, yerine yapıcı, yıkıcı çıktı. Müsbet adam, yapıcı adam her emeğin değerini bilen, bunun için de ortaya konan her şeye hoşgörürlükle bakan adamdır. Ama ne olursa olsun; mademki bir şiir, bir roman yazılmış, bir iş görüşmüş, onu beğenir, sevinçle gülümser, yahut beğenmez, gülümser gibi görünür, böylelikle de edebiyatın, düşüncenin ilerlemesine yardım ettiğine inanır. Ortaya konanda kusur ararsanız, kusur bulursanız, o zaman menfi adamsınız, yıkıcı adamsınız...

Ben size bir şey söyleyeyim mi ? Müsbet adam olmak, yapıcı adam olmak gerçekten bir şey kurulmasına, şöyle çabucak  geçmiyecek, zamana dayanacak bir şey kurulmasına çalışmaksa, asıl müsbet adam, asıl yapıcı adam onların menfi adam, yıkıcı adam dedikleridir. Edebiyat alanı, düşünce alanı, belki her alanadan çok, gerçek inanma ister.

İnanan için şunun bunun emeği yoktur, şunun bunun hatırı yoktur, doğruluğuna inandığı, doğruluğunu tâ içinden duyduğu, öyle şakaya, yalana gelmiyen hakikatler vardır. Okuduğu kitapta inandığı güzelliği bulamıyorsa, o kitabın gereçkten beğenilmeye, şöyle kendimizi ortaya atarak, tehlikeye atarak, kellemizi ortaya koyarak beğenilmeye lâyık olduğunu sanmıyorsa, söyler onun değersiz olduğunu, söyler onun kusurlarını. Susmaz, susamaz: inancı komaz ki sussun. Susması beğenmediğini göstermeye yetiyorsa, o zaman susar.

Her çirkin eserin, her kusurlu, yanlış eserin, hele herhangi bir kaygı ile övülür, örnek diye gösterilirse, kendisinin inandığı güzelliğe, kendisinin inandığı doğruya bir kötülüğü olacağını, onların kurulmasını geciktireceğini bilir. Bile bile de nasıl alkışlar ? Çirkinlikler üst üste yığılır, karşısına geçip pöhpöhliyecekler bulunursa, onlardan bir güzellik çıkacağına inansın mı diyorsunuz ? Onun istediği, bir şeyi güzel saymak, bununla kendini avutmak değildir ki... İnandığı şeyler vardır diyorum size, onlara uymıyana düşman kesilir.

İki türlüdür asıl yapıcı, biri yapar, temelleri de atar, üstüne yapıyı da çıkar. Ötekinin temel atmak, yapı çıkmak elinden gelmez ama atılan temel, çıkılan yapı sağlam mı, çürük mü, onu anlar. Çürüktür diyorsa, elinden geldiği kadar onları yıkmaya, toprağı temizlemeğe çalışır. Büyük küçük, gerçekten bir saray yapılmasını istediği yere yamrı yumru bir kulübe dikilmesine neden razı olsun ? O kulübe yarın nasıl olsa yıkılacak, kendiliğinden çökecek değil mi ? Bari bir gün önce süpürülsün de orada bir şey var diye kimseyi aldatmasın.

Yıkıcılara, yıkıcı dedikleri adamlara neden bu kadar sinirleniyorlar ? Sağlamı yıkmak kimin haddi ? Güzel bir eseri istediğiniz kadar kötüleyin, tanınmasın, kimseler görmesin diye üstüne örtüler örtün, toz toprak yığın, günü gelir, gene bütün güzelliğiyle görünüverir.

Filed under: Hat Paraziti No Comments
3Jun/090

Matematik ve bilim adına suç işlemek

"Fenni Yazar"'ımızın bir başka yazısını daha araklıyorum efendim.

Karekök eksi bir (-1) nolu MGM (Matematik Güvenlik Mahkemesi) son zamanlarda tezahür eden çeşitli bilim suçları iddalarıyla yargılanan sahte bilimcileri ömür boyu ağır "bilim etiği" öğrenme cezasına çarptırdı. Taraflar cezanın çok ağır olması nedeniyle temyize gideceklerini söylediler.

Tamamı 2x2=4 sayfadan oluşan gerekçeli kararda. "Sanıkların birçoğu, eylemini, içinede matematik süsü verilmiş teorem ve kanıtlanamaz kanıtlarla ifa etmişlerdir" denildi.

"Bir ülke biliminin ve matematiğinin numaracılara, ezbercilere, falcılar ve/veya kumarbazlara emanet edilmesini, bunlardan medet umulmasını, affedilemez ve kabul edilemez bir davranış olarak" niteleyen gerekçeli kararda, iş bu nedenlerle sanıkların, bilim ve matematik adına hareket ettikleri şeklindeki savunmalarının samimi bulunmadığı belirtildi.

Kararda ayrıca, "Genelde bilim, özelde matematik adına suç işlenmez. Çarpma yerine çıkartma, toplama yerine bölme yapılmaz. Aşırma -yazarların kendi eserlerinden dahi olsa- hiçbir şekilde yapılamaz. Yapılırsa hoş görülemez. Hele hele başlığı başka dil, metni bambaşka dilde bildiri ve makale yazılmaz. Yazarların isimleri nabza göre şerbet verircesine değiştirilemez. Bütün bunlar tek tek veya toplu halde yapıldığında cürüm işlenmiş olur. Cürüm işlenmek için oluşturulan bu tür teşekkülerin en tehlikelisi de kendinlerine verilen yetkiyi kullanan, resmi sıfatı araştırmacı, uzman, doktor, yardımcı doçent, doçent, profesör veya müdür olan kişilerin iştirak edip yönettiği çetelerdir." ifadesi kullanıldı.

Sahte bilimciler ve numaracı matematikçiler ise MGM'nin kararına itiraz ederken, İ.Ö. 5. yüzyılda yaşamış olan hristiyan din adamı 'a gönderme yaptılar. St. Augstinus'un "İyi bir hristiyan, matematikçilerden ve boş kehanetlerde bulunan herkesten sakınmalıdır. Matematikçilerin ruhu karartmak, insanı cehennemin demir parmaklıkları arasına kapatmak için şeytanla bir anlaşma yapmaları tehlikesi her zaman vardır" deyişinin doğru olduğunun bir kez daha saptandığını, araştırmalarında bundan böyle kesinlikle matematik kullanmayacaklarını, dünyevi sorunları metafiziksel yöntemlerle çözeceklerini ifade ettiler. Çünkü matematikçilerin en büyük silahının kanıt, en önemli avının da teorem olduğunu artık idrak ettiklerini; kanıt gibi zor bir donanımın ise, kendilerinde ne yazık ki bulunmadığını belirtip durumlarını kurtarmaya çalıştıklarını savundular.

Filed under: Hat Paraziti No Comments
2Jun/092

Önce okuldan atılmak gerekli

"Fenni Yazar"'ımızın bu yazsını daha öncede paylamıştım ama birkez daha paylaşayım.

Wilhelm, 1845 yılının 27 Mart günü Almanya'nın Lenep kasabasında dünyaya geldi. Çocukluğunun bir kısmını Hollanda'da geçirdi. Lise öğrenimini Hollanda'nın Utrech kentinde sürdürürken, başına olmadık bir iş geldi. Bir gün Wilhelm'in sınıfındaki karatahtada sert hocalardan birinin karikatürü yapıldı. Hoca sınıfa girince öğrenciler dalga geçip kahkahayı bastılar. Çok kızan öğretmen derhal karikatürü yapan öğrenciyi aramaya başladı. Lakin sınıf bu konuda sır vermedi. Öğretmen ön sırada outran iyi huylu ama muzip Wilhelm'den kuşkulanıyordu. Onu disiplin kuruluna gönderdi. Wilhelm'in savunması kısacıktı: "Ben yapmadım !". Yapanıda ele vermedi. Wilhelm'i okuldan attılar.

Wilhelm Conrad Röntgen. 1895 yılında X-ışınlarını buldu. O denli mütevazıydı ki, bulduğu ışınlara kendi adını vermeyi düşünmemişti bile. 1901 yılında fizik dalında Nobel ödülü aldı.

Altı erkek, beş kız kardeşten dördüncüsü olan Ernest 1871 yılında Yeni Zelanda'nın Nelson kentinde doğdu. Okumaya çok meraklıydı. Lisede özellikle fizik ve kimyada üstün başarı gösterdi. Liseden sonra üniversiteye yazıldı. Üniversiteyi bitirince bir baltaya sap olmak amacıyla ortaokula öğretmen oldu. Lakin okulda otoriteyi bir türlü sağlayamıyordu. Bir gün okul müdürü aşırı gürültü yüzünden dersin boş geçtiğini düşünerek hışımla sınıfa daldı. Dersin hocası Ernest sınıftaydı. Öğrenciler, dersini anlatmaya çalışan Ernest'le dalga geçiyorlardı. Müdür özür dileyerek sınıftan çıktı. Ertesi gün Ernest'i okuldan attılar.

Ernest Rutherford, radyoaktif elementlerin ayrıştılması yönelik çabaları nedeniyle, 37 yaşındayken, kimya dalında Nobel öldülü aldı. 1931 yılında İngiltere Kralı kendisine "lord" unvanı verdi.

Albert, 1897 yılının 14 Mart günü Almanya'nın Ulm kentinde doğdu. Çocukluk döneminde yavaş konuşuyor, yavaş okuyor ve çok yavaş öğreniyordu. Okulu sevmedi Albert. Öğretmenleride Albert'i sevmediler. Ortaokulda bir gün, Latince öğretmeni "Senden ne köy olur, ne kasaba" diye azarladı Albert'i. Bir başka seferinde okul müdürü Albert'in babasına "Ne yaparsak yapalım fark etmez. Albert hiçbir konuda asla başarılı olamaz" dedi. Sonuçta okul yönetimi sınıftaki diğer öğrenciler üzerinde olumsuz etki yarattığı gerekçesiyle Albert'i okuldan attı.

Albert Einstein, 1921 yılında görecelik kuramıyla Nobel fizik ödülü aldı.

Filed under: Hat Paraziti 2 Comments
1Jun/090

Universite Sloganları

Gördüm ki ecnebi okullarının pek çoğunun ilgiç sloganları var , örneğin;

  • Conquering darkness by science
  • To learn the meaning of reality
  • Let there be light
  • Truth will set us free
  • Dare to know

gibi. Kendi okulumunda bunlardan eksik kalmaması için rektörümüze bir iki slogan fikride ben vermek istiyorum. Böylece okulumuz başka okullara karşı ezilmez.

  • Science-Proof ! %100 impenetrable
  • Science left the building
  • Dare to be different and you'll never be graduate

Umarım bu nadide sloganların sadece biri değil hepsi kabul görürde okulumuzu daha iyi tanıtmış oluruz.

Filed under: Hat Paraziti No Comments